31 Ocak 2013 Perşembe

Yağmurun Prensesi


Gecenin sessizliğinde gözlerimi kapıyorum
Yüreğimdeki yağmurun fıısıltasında seni duyuyorum
Binlerce karanlık yağmurlu geceyi düşünüyorum
Gökyüzünün ani parıltısında yüzünü hayal ediyorum
Çelik gülüm , ışığını ver bana

Tüm ihtiyacım sensin , yüreğimin haykırışını duy
Bana yağmurunun kokusunu ver
Gözyaşlarıma dokun ve acımı yok et
Bana kalbinden bir melek gönder şans için

Sonsuza dek yağmurunu ver bana , yağmurun prensesi
Sonsuza dek , yağmurun prensesi...


http://www.youtube.com/watch?v=6uKUyjxjT1Y

28 Ocak 2013 Pazartesi

Her Rolün Adamı Johnny Depp


Asıl adı John Christopher Depp ve canlandırdığı renkli, farklı karakterler nedeniyle onu çok seviyorum.


Depp oniki yaşında gitar çalmaya başlar ve on beş yaşında müzisyen olmak için okulu bırakır. Anne babasının boşanması, 1983'te yaptığı evliliğindeki sorunlar müzik kariyerini kötü etkiler.


Nicolas Cage ile tanışmasıyla tv ve sinema kariyeri başlar. Çalkantılı özel hayatına rağmen sinema kariyerinde yükselir. Kesin olan bir şey varsa yönetmen Tim Burton ile tanışması kariyeri için dönüm noktası olmuştur.

Tim Burton yönetmenliğindeki filmleri:

1990-Makas Eller (yüreğe dokunan bir öyküdür)
1994-Ed Wood (eşcinsel bir film yönetmeni rolünde)
1999-Hayalet Süvari (bugün bile arşivimden çıkarıp sık sık izlerim)
2005-Charlie'nin Çikolata Fabrikası (öyle bir fabrikayı gezmek isterdim)
2007-Sweeney Todd (bir katil ancak J.D olursa sevilebilir)
2010-Alice Harikalar Diyarında (görselliği muhteşem bir masal)
2012-Dark Shadows (J.D vampir olursa)


Tim Burton yönetmenliğinde çevirdiği filmler dışında; Chocolat, The Man Who Cried, From Hell, Secret Window, What's Eating Gilbert Grape, Benny and Joon filmlerini de çok severim.


Araştırmaya göre (Empire Dergisi, 2010) dünyada bir milyardan fazla fanı olan, 2007'de Hollywood'un en yakışıklı listesinde elli kişi içinde birinci, 2003 ve 2009'da (People Dergisi) en seksi erkek.


Yardımseverliğiyle de tanınan Depp, bir kaç kez Oscar'a aday gösterildi ama henüz alamadı. 2008'de Sweeney Todd ile Altın Küre'yi kazandı. En son Karayip Korsanları filminden aldığı 55 milyon dolar ile şu an en çok kazananlar listesinde. Bu arada filmlerinde birlikte oynadığı kadın oyuncular arasında, kimyaların hiç tutmadığı oyuncunun Angelina Jolie olduğunu söylemeden edemeyeceğim.

Not: Sayfadaki çizimler bana aittir.

26 Ocak 2013 Cumartesi

Pi'nin Yaşamı


Bir yük gemisi batar, sadece bir zebra, sırtlan, orangutan, Bengal kaplanı ve onaltı yaşında bir Hintli çocuk kurtulur. Pi bu dört hayvanla okyanusta bir filikadadır ve hayat mücadelesi başlar. İzlemek isteyenler olacağı için fazla ipucu vermeyeyim. Film Yann Mantel'in romanından uyarlama, okumak isteyenler İnkilap Kitabevi yayınlarından bulabilir. Filmin yönetmeni Ang Lee, Hintli çocuk Pi'yi canlandıran Suraj Sharma oldukça başarılı ve öykü yüreğe dokunan, fantastik biraz da trajik. Sinemadan çıkarken buruk bir sevinç duydum ve Pi'nin evindeki hoşgörünün bütün evlerde olmasını diledim.

24 Ocak 2013 Perşembe


Tuzun gülü olmasaydın sevmezdim seni
Ya da ateşi metheden karanfillerin oku
Seviyorum seni belirgin, sevgisi gibi karanlık nesnelerin
Gizliden gizliye, gölge ile ruh arasında.

Seviyorum seni çiçek açmayan otlar gibi
Taşır elbet içinde bir şeyler, gizlidir ışığı o çiçeklerin
Şükrederim aşkına, yaşar bedenimde gölgesi
İnceden inceye bir koku tüten toprağın.

Nasıl olduğunu bilmeden seviyorum seni, ne zaman, nerede?
Dolaysız seviyorum seni sorgusuz
Böyle seviyorum seni, bilmeden başka bir davranış

Başka bir yolumuz var mı ki seninle benim
Böyle yakınken göğsümde benim olan ellerin
Böyle yakınken düşümle kapanmış gözlerin.

Pablo Neruda
Doğumu 12 temmuz 1904, ölümü 23 Eylül 1973.
Siyasi duruşu nedeniyle sürgünde  ve bir süre de ülkesinde kaçak olarak yaşamak zorunda kalan, elliden fazla eserin ve Nobel Ödülünün sahibi,  Nazım Hikmet adına Barış Ödülü'nü almış, "O'nun yanında biz şair bile olamayız" diyen Şili'li yazar ve şair.

22 Ocak 2013 Salı

Gelinciğin Hüznü


Gelincikler tek tek göründü mü çayırlarda
işi iş kasabanın
su yüzlü çocuğun işi iş
bir de poyraza döndü mü hava
başlar masmavi damarlar fışkırmaya yanaklarından
faytonların turuncu tekerlekleri
yansır gaz tenekeleriyle çevrili bahçelerde
asılı çamaşırlarından bir tutam çivit kokusu alıp gider
gelincikler tek tek göründü mü çayırlarda ...
Edip Cansever

Gelincik benim için hep baharı müjdeleyen çiçeklerden biridir. Leylekler gelip, havalar ısınmaya başladığında; gelincikler yol kenarlarında, tarlalarda, tepelerde nazlı nazlı salınmaya başlar. Çiçekleri çoğumuzun bildiği gibi koyu kırmızıdır ama sarı, turuncu, morumsu beyaz renkli olanları da bulunuyor. Kontrollü olarak ekimi yapılan tek türü ise Papaver Somniferum, yani haşhaş bitkisi.


Doğada öyle bir ahenk ve mantık var ki. Örneğin, gelincik polenlerini Temmuz ve Ağustos aylarında, sabah saat beşbuçuk ile on arasında yayıyormuş, yani arı ve diğer böceklerin beslenme saatinde.

Gelincik Anadolu'da kırmızı gelinlik giyen küçük gelinlere benzetilmiş o nedenle  gelincik adını almış. Binlerce kişinin öldüğü Gelibolu Savaşı'ndan sonra, Gelibolu gelincik tarlasına dönmüş, Çanakkaleliler gelinciği bu yüzden bir başka severler.


Romalılar kara sevdaya düşenlere gelincikten yapılan bir içecek verirlermiş, bunun aşk acısını azalttığına inanırlarmış. Günümüzde gelinciğin sakinleştirici maddeler içerdiği ve uykusuzluğa iyi geldiği biliniyor. Kurutulmuş çiçeklerinden yapılan çay, öksürük giderici ve göğüs yumuşatıcı olarak kullanılıyor.


Çocukluğumda çevremizde yüksek apartmanlar ve yapay bahçeleri değil, bahçe içinde evler ve çayırlar vardı. Bahar geldiğinde gelincikler açtığında, annem gelincik toplar, yapraklarından şurup yapardı. Yaprakları temiz bir kavanoza ve suya koyar, balkonumuza cam önlerine güneşe karşı dizerdi. Bir süre sonra yapraklar beyazlar, su kıpkırmızı olurdu. Bu su şişelere doldurulup buzdolabında saklanırdı, böylece sıcak günlerde biraz şeker ekleyerek içeceğimiz harika bir gelincik şurubumuz olurdu. Geçmişe ait yüzümü gülümseten bu anım dışında gelincikler bana hep biraz hüznü anımsatır, İranlı keman virtüözü Farid Farjad'ın parçasında olduğu gibi.

http://www.youtube.com/watch?v=oskXAniqU6U

Not: İlk iki tablo ressam Hikmet Çetinkaya'ya, fotoğraf Halit Ömer Camcı'ya ve son çizim bana aittir. 



13 Ocak 2013 Pazar

Yaşamaya Dair


Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.

Yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.

Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yani ağır bastığından.

Nazım Hikmet

9 Ocak 2013 Çarşamba

Cemal Süreya

 
Bugün ölüm yıldönümü olan Cemal Süreya'ya saygıyla...

Adam şapkasına rastladı sokakta
Kimbilir kimin şapkası
Adam ne yapıp yapıp hatırladı
Bir kadın hatırladı sonuna kadar beyaz
Bir kadın açtı pencereyi sonuna kadar
Bir  kadın kimbilir kimin karısı
Adam ne yapıp yapıp hatırladı.

Yıldızlar kıyamet gibiydi kaldırımlarda

Çünkü biraz evvel yağmur yağmıştı
Adam bulut gibiydi, hatırladı
Adamın ayaklarının altında
Yıldızların yıldız olduğu vardı

Adam yıldızlara basa basa yürüdü
Çünkü biraz önce yağmur yağmıştı.
Cemal Süreya

8 Ocak 2013 Salı


Ne kadınlar sevdim zaten yoktular
yağmur giyerlerdi sonbaharla bir
azıcık okşasam sanki çocuktular
bir akşam korkudan gözleri sislenir.
Ne kadınlar sevdim zaten yoktular
böyle bir sevmek görülmemiştir
hayır, sanmayınki beni unuttular
hala ara sıra mektupları gelir.
Gerçek değildiler birer umuttular
eski bir şarkı belki bir şiir
ne kadınlar sevdim zaten yoktular
yanlızlıklarımda elimden tuttular
uzak fısıltıları içimi ürpertir
sanki gök yüzünde birer buluttular

atilla ilhan

3 Ocak 2013 Perşembe

Yirmibir Gün


Adamın saçlarına kırlar düşmüştü, elinde olsa geçen yıllardan hesap sormak isterdi. Kadın eskisi kadar duygusal değildi, öylesine günler yaşıyordu. Adam ile kadın karşılaştıklarında öyle şimşekler falan çakmadı, ama ikisi de başka bir dünyada kaybolmak istedi.

Adam heyecanlıydı, kadın yaşamaya başladığını hissediyordu, farklılıklar umurunda değildi. Adam iki parçaya bölünmüştü belki de üç. Kadın hem herşeye hakkı olduğunu düşünüyordu, hem hiç bir şeye hakkı olmadığını. İkisi de imkansızı istedi, çok istedi...

Adam ikisi adına bir karar verdi. Kadın itiraz etti, adam hiçbir şey söylemedi. Kadın yirmibir gün diye okumuştu, yirmibir günde insan yeni şartlara alışır ve kabullenir. Bunun tam bir safsata olduğunu düşündü. İçinde bir yerlerde hala eskisi gibi hissediyordu; söylenmemiş sözler yarım kalmış birşeyler vardı. Adam...kadını çoktan unutmuştu...