30 Nisan 2013 Salı

Ben Çocukken


Sizin de zaman zaman çocukluğunuza dönüp anılar arasında gezindiğiniz olur mu? Çoğumuzun korkutularak büyütüldüğü bir toplumda yaşıyoruz. İyi çocuk yaramazlık yapmayan, sessiz, fazla soru sormayan, hareketli olmayan çocuk anlamına gelirdi. Ya polisle, iğneciyle korkutulurduk ya da yaratıcıyla. Yaramazlık yapanları taş yapan bir yaradandı o. Düşen dişi çatıya atan baba, uslu çocuk olursan sabah yastığının altında para bulursun demeyi unutmazdı. Pek çok kurala uyduğu halde, sabah yastığının altında para bulamayan bizler tüm saflığımızla, daha uslu olmamız gerektiğini düşünürdük. Okulda dünya dönüyorsa biz neden düşmüyoruzun cevabını arardık. Daha küçükken bir kısmımız kendine ait bir dil geliştirmişti. İki yaşında çikolataya dolalak, suya üştüngü demek bir şeylere gizli isyan mıydı acaba?

Şimdi çocukların daha özgür olduğunu kabul edebiliriz ama bu iletişim bombardımanı altında bizim kadar saf olduğunu sanmam. Bilgiye daha çabuk ve daha küçük yaşlarda erişir olmanın, büyük bir kazanç olduğu konusunda kuşkularım var. Büyümüşte küçülmüş dedikleri çocuklar vardır. Yaşından beklenmeyecek büyük laflar edip, anne babaları tarafından övünme kaynağı olan çocuklar. Ben o çocukları duyduğumda şaşkınlıkla karışık bir burukluk hissediyorum.  

24 Nisan 2013 Çarşamba

Sevgi Gülümser


J. Prevert Jacques bir şiirinde "yaşam ölümden söz ederken sevgi gülümser" der.  Hayatımızın zor bir döneminden geçerken yakınlarımızın "zaman her şeyin ilacıdır, bu da geçer" söylemlerini duyarız. Bence bu doğru değil, zaman her şeyin ilacı değil. Üzerinden zaman geçtiği halde kanayan yaralar biliyorum. Sihirli bir ilaçtan söz edeceksek bence bu sadece sevgi olabilir.
Herkesin hayatında olduğu gibi zor zamanlarım olmuştur, olacaktır da. Güvenip rahatça sırtınızı döndüğünüz biri sırtınızdan bıçaklayabilir. Hiç beklemediğiniz anda, bu nasıl beklenebilir ki, bir sevdiğiniz bu dünyadan uçup gidebilir. Ayakta kalma, zorluklarla tekrar mücadele gücünü bulma, gülümseyebilme hatta kahkaha atabilme, sadece sevgiyle mümkün olabilir.
Çok büyütülecek bir şey olmasa da zor bir dönemdeydim. Bir deniz kıyısında arkadaşımla buluştuğumda, iyi geleceği umudunu taşıyordum. Arkadaşım önce bana sıkıca sarıldı, beni koklayarak öptü, hep öyle yapar. Sonra bana ufak bir kutu uzattı. Açtım, etrafa lavantanın insana huzur veren kokusu yayıldı. Kutunun içi lavantayla doluydu ve kısa bir not eklenmişti. "Seni çok seviyorum". Ben de ona sarıldım.
Saatler sonra eve dönerken kuş kadar hafiflemek deyimi durumumu çok iyi anlatabilirdi.
Hayatımın her döneminde mutluluklarımı büyüten, sıkıntılarımı küçülten herkese sevgiyle...

22 Nisan 2013 Pazartesi

Bir Kıyıdan Bakmak İstanbul'a


Dört gün önce bir iskeleden, İstanbul'u, geçip giden gemileri, vapurları, vapurların çevresinde, ışığın etrafındaki kelebekler gibi dönen martıları izlerken; yine aynı duygularla doluydum. Hem mutluluk, hem hüzün, biraz heyecan, çokça huzur, hepsi birden.
Ne zaman İstanbul'u bir kıyıdan seyre dalsam böyle olurum. Bu şehri, yaşadıklarını, barındırdıklarını düşündüğümde, hep aynı ruh hali içine giriyorum. Mevsimlerden yaz, kış, bahar olması bir şeyi değiştirmiyor. Lapa lapa kar da yağsa şehrin üzerine, güneşin pırıltılarıyla da dolu olsa dalgalar, yağmur altında ıslanıyor da olsam hep aynı duygular.
Bu şehirle aramda öyle bir bağ var ki; şehrin dışına çıktığımda, ülkemin çok güzel bir köşesinde de olsam, onu aldatıyormuşum gibi hissedip bir an önce dönmeyi düşünür oluyorum.
Okuduklarımdan, sohbetlerdeki paylaşımlardan, bu duygularımda yalnız olmadığımı anlıyorum. Şehirden kaçmak için çareler arayanlar varken, bazılarımız ona aşkla bağlı...

(resim bana aittir)

20 Nisan 2013 Cumartesi

Artık Bahar Gelsin


Nisan'ın 20'si hava dokuz derece, güneşsiz, rüzgarlı, yağmurlu bir gün. Hava sonunda bana kış manzarası çizdirdi. Artık bahar gelsin...

17 Nisan 2013 Çarşamba

Masa Da Masaymış Ha




Adam yaşama sevinci içinde  
Masaya anahtarlarını koydu  
Bakır kaseye çiçekleri koydu  
Sütünü yumurtasını koydu 
 
Pencereden gelen ışığı koydu  
Bisiklet sesini çıkrık sesini  
Ekmeğin havanın yumuşaklığını koydu  

Adam masaya  
Aklında olup bitenleri koydu  
Ne yapmak istiyordu hayatta   
İşte onu koydu  
Kimi seviyordu kimi sevmiyordu  
Adam masaya onları da koydu  
Üç kere üç dokuz ederdi  
Adam koydu masaya dokuzu  

Pencere yanındaydı gökyüzü yanında  
Uzandı masaya sonsuzu koydu  
Bir bira içmek istiyordu kaç gündür  
Masaya biranın dökülüşünü koydu  
Uykusunu koydu uyanıklığını koydu  
Tokluğunu açlığını koydu.  
Edip Cansever
(kısaltılmıştır)

15 Nisan 2013 Pazartesi

Hayata Dair




Sevdiğim bir söz var, güzel şeyler sana gelmez sen onlara yürüyeceksin. Yağmur herkese yağar der bir şiirinde Murathan Mungan. Hepimiz farklı hayatlar yaşadığımızı düşünsek de, aslında özlemlerimiz, çoğu sıkıntımız ortak. Genelde güler yüzlü ve pozitif olduğumu söyler arkadaşlarım, ama yirmi dört saat kahkaha atmıyorum ben de doğal olarak. Ama hayatı gereğinden fazla ciddiye almayanlardanım ve biriktirdiklerimizin değil paylaştıklarımızın bizim olduğuna inanırım.

Yıllar yüzümüzde çizgiler oluşturabilir. Ama güven duygunuz kuşkularınızdan çoksa, yüreğinizdeki heyecanı koruyorsanız, değişimden korkmuyorsanız, umutlarınız bir bahar dalı gibi tazeyse, seviyor, hayatın güzelliklerinin farkına varıyor, sahip olduklarınızın değerini biliyor, ertelemeleri bıraktıysanız, arkadaşlarınızı dostlarınızı sıkıca kucaklıyor, tanımadığınız birine bile sıcak bir merhaba diyebiliyorsanız, sokakta yürürken bir bahçeden dışarıya sarkmış bir çiçeği durup kokluyorsanız, dokunmanın, koklamanın, paylaşmanın güzelliğinin farkındaysanız, doğanın müziğini dinlemeyi alışkanlık haline getirdiyseniz, yanınızda sıcak bir günde içtiğiniz bir bardak su gibi değerli biri varsa; kendinizi çok genç hissedebilirsiniz.

Bu dünyadan başka bir dünyaya geçerken tek dileğim, sevdiklerimle paylaştığım anları yanımda götürebilmek.

(resim: Canan Berber)

13 Nisan 2013 Cumartesi

Emirgan Korusu, Sarıyer


Gazetede 8. İstanbul Lale Festivali'nin açılış haberini okuyunca, hafta sonunu beklemeden, sabahın erken saatlerinde otobüse bindim. Taksim'de arkadaşımla buluşup Emirgan'a doğru yola çıktık. Öğlende koruya vardığımızda, gelmek için hafta içini seçmenin ne kadar doğru bir karar olduğunu gördük. 472 bin metre karelik büyük bir alana sahip koru oldukça kalabalıktı, hafta sonu nasıl olur düşünemiyorum. Korunun bir bölümüne kadar özel aracınızla çıkabiliyorsunuz, otopark ücretleri de fazla değil.


Koru, Emirgan-İstinye arasında bulunuyor, otobüsle gelmeyi düşünenler, Taksim'den Sarıyer yönüne giden otobüsleri kullanıp, Emirgan durağında inerek ulaşabilirler. Ve mutlaka spor rahat bir ayakkabı giymenizi öneririm, çünkü Yıldız Parkı kadar olmasa da dik yokuşları çıkmanız gerekiyor. Bastonuyla yokuşları tırmanan yaşlılar gördüm. Siz de mis gibi Boğaz havasını içinize çekerek bu renk cümbüşünün içine dalabilirsiniz.


Koru  önceleri Feridun Bahçeleri olarak anılıyormuş. 1871-1878 yılları arasında içine üç köşk yapılmış. 1943'te zamanın belediye başkanı Lütfü Kırdar kamulaştırarak halka açmış, şu anda Beltur'un işletiminde, 2006'dan beri her yıl Nisan ayında Lale Festivali düzenlenmekte. Bu yıl 270 değişik türde 14 milyon 420 bin lale soğanının dikildiğini öğrendim. İstanbul'a çok yakışan laleleri, erguvan ağaçlarını, 120 den fazla ağaç türünü, yukarılara çıktıkça daha da fazla görebileceğiniz Boğaz manzarasını izlemek için, ister ailenizle, ister sevgilinizle ya da arkadaşınızla gidebilirsiniz. Ressam İsmail Acar'ın Tulip İstanbul sergisini de 30 Nisan'a kadar görebilirsiniz.


Koru'da  Sarı, Pembe ve Beyaz, üç köşkte de kafe hizmeti bulunuyor. Sarı Köşk'ün önündeki kuğu ve ördeklerin yüzdüğü gölet insanın içini açıyor. Dilerseniz Sarı Köşk'te kahvaltı edebilir, öğleden sonra açık büfesinden faydalanabilirsiniz. Fiyatlar oldukça uygun. Örneğin serpme kahvaltı 17,5 TL, Levrek Izgara 19,5 TL,  Kremalı Sebzeli Badem Çorbası 4,75 TL, pastalar 7,5 TL, Türk Kahvesi 4TL.


Sarı Köşk'ün tavan ve duvarlarındaki , lale, karanfil, gül, yasemin figürlerini, geometrik kompozisyonları, sedef, fildişi, altın, gümüş süslemeleri, dış cephedeki el oymalarını çok beğendim. Sarı ve beyaz kullanılarak, büyük bir kuş evini andıracak şekilde dekore edilmiş.


Üst katında üç oda ve bir salon, altta dört oda, hol ve mutfak, ayrıca bodrum katı bulunuyor. Osmanlı padişahları, şehirdeki pek çok köşk ve kasırda, bazen bir mevsim bazen bir kaç gün kalır ya da yabancı misafirleri ağırlarmış.



Pembe Köşk iki katlı, üç kapısı bulunuyor. Alt kata mutfak, banyo, tuvalet, üst kata salon, beş oda, iki de sandık odası yapılmış.


Emirgan Korusu'nu gezmeden önce, doğrusu bu kadar çeşit ve renkte lale olduğunu bilmiyordum. Korunun içinde bir çiçek satış noktası da bulunuyor, buradan bahçeniz ya da balkonunuz için çeşitli çiçekler satın alabiliyorsunuz. Koruda pek çok yere piknik masaları koyulmuş, çeşmeler ve diğer ihtiyaçlar düşünülmüş. Çocuklar için çocuk parkları ve biraz büyük çocuklar için ilginç bir tırmanma platformu var. Korunun değişik noktalarında, havuz ve göletlerin kenarlarında pek çok bank ve üstü kapalı kamelyalar da bulunuyor. Çevredeki çok sayıda görevli size yardımcı olmaya hazır ve piknik için ayrılmamış çimlere girenleri de sürekli uyarıyorlar.




İnsanın en mutlu olduğu anların, doğanın içindeyken olduğuna inanıyorum. Emirgan Korusu, büyük şehirde yaşamanın nimetlerinden faydalanırken, yüklendiğimiz stresi atmanın en güzel yerlerinden biri.

5 Nisan 2013 Cuma

26 Temmuz, Iron Maiden İstanbul'da



26 Temmuz saat 14:00, yer BJK Stadyumu, Maiden bir yıl aradan sonra yine İstanbul'da! 21 Haziran 2012'de başladıkları tur programı içinde İstanbul da bulunuyor. Tur boyunca 52 şov gerçekleştirip,  Kuzey Amerika, Güney Amerika ve Avrupa'da yeni eklemeler olmazsa 14 ülke dolaşacaklar.

Sahnedeki 53-60 yaş arasındaki bu genç grupla beraber coşmak, şarkılarına eşlik etmek için gün saymaya başladım bile. Bruce, Steve, Adrian, Dave, Janick ve Nicko ile yeniden buluşmanın heyecanı sardı beni ve sevenlerini. Geçen konserlerinde mekan ufak olduğundan fanların bir kısmı dışarıda kalmıştı, bu sene konserin stadyumda olması bu yüzden sevindirici. Eminim yine bir enerji patlaması yaşanacak ve iki saat boyunca muhteşem bir şov izleyeceğiz.  Set liste baktığımızda 1980- 1993 yılları arasındaki hit parçaları görüyoruz. Merak edenler için konser set listi şöyle:

Intro
Moonchild
Can I play with madness
The prisoner
2 minutes to midnight
Afraid to shoot strangers
The trooper
The number of the beast
Phantom of the opera
Run to the hills
Wasted years
Seventh son of a seventh son
The clairvoyant
Fear of the dark
Iron maiden
Aces high
The evil that men do
Running free

Biletler Biletix'te 110-320 TL arasında satışta.

Konserde görüşürüz!







3 Nisan 2013 Çarşamba

Hoşgeldin Bahar


Hoşgeldin bahar ve yenilenen umutlarım. Doğanın her yıl baharda uyanışı, ağaç dallarındaki çiçek cümbüşü, hemen hepimizde güzel duygular uyandırıyor sanırım. Sabah pencereden içeriye dolan hava, karşıdaki çatıya vurmuş güneş, dudaklarımda gülümseme oluyor.  Bahçedeki ağacın dalındaki kuş, hayatın sıradan sıkıntılarını unutturabilecek kadar neşeyle  cıvıldıyor ve içimde şarkı söyleme isteği uyandırıyor.
Hoş geldin bahar!